
Evet,bu dünya fanidir..
Misafir olarak bir-bir gelenler,vakitler dolunca arkalarında
Bakmadan bir-bir giderler..
İnsanlık varolduğu günden beri ne gelmelerin ardı arkası
Kesildi,ne de gitmeler durdurabildi..
Hadiselere iman gözüyle bakanlar için,onlar,dünyaya göndereni bilir ve O’na
yakın durmaya çalışırlar…
İman gözüyle bakınca,bütün varlık ve hadiseler bize o kadar tanıdık,o kadar
yakın görünürler ki,onları adeda birer dost,
Birer arkadaş sanır,yüzlerine şefkatle bakar,ve Yaratan’a dolu-dolu hamd-ü
senalar bulunur..
Rabbimiz,emanetin göklere,yere ve dağlara teklif edildiğini,
Onların bunu yüklemekten çekindiklerini,ama emaneti
İnsanın yüklendiğini bildiriyor..
İnsanlar,”Rabbimiz olduğuna Şehadet ederiz”diyerek,
Cenab-i Mevla’ya söz de vermişlerdir..
Dünya hayatı ,emanete kimlerin sahip çıkacağını,kimlerin
Sözünde duracağının belli olacağı bir hayattır..
Tamamen bir imtihandır..
İnsan,hayatı boyunca sınanacaktır..Sabrı,samimiyeti,
Dürüstlüğü,mertliği sınanacak…
Kimin Rabbül Alemin’e kul,kimi nankör olduğu ortaya çıkacaktır..
Akıl ve baliğ olan herkes ilahi emir ve yasaklarla mükellef olur..
Hangi ülkede,hangi şehirde dünyaya geldiğine,cinsiyetin ne
Olduğunu boya-posa renge bakılmaksızın herkes bu
Mükellefiyet karşısında eşittir..
Mü’min,verdiği sözde durmak,emanete sahip çıkmakla sorumludur..
Selam ve dua
Vefanın bahtına vuslat yerine gurbetler düştü
11/6/2008

Vefa bir sevda,vefa bir dost tesellisi...Vefa,hicran içindeki gönle merhem,çöldeki son yeşile ab-ı hayat...
Sevgi dili gönüllere hitap eder.

Zevkle ve gözyaşı dökerek namaz kılabilmek
-- Yazan: Rumeysa Deniz | Yorum (0) | Bağlantı
Mutluluk Reçetesini! !

Haydi sizinle beraber kaçalım, çoook uzaklara gidelim. Öyle bir yerde olalım ki; orada sadece mutlu olunsun.
İşte orası cennet! ... Ama biliyor musunuz mutluluk yolculuğunun değerli yolcuları, eğer dilerseniz siz bu dünyayı da kendinize cennet yapabilirsiniz. Allahû Tealâ bu imkânları insanlara teslim etmiş. 'Kim mutlu olmak isterse mutlu olur' diyor Allahû Tealâ. 'Biz onu mutlu kılarız' buyuruyor.
Mutluluk iki ayrı bölümden oluşur: Cennet saadeti ve dünya saadeti. Ben sizlere dünya saadetinden bahsetmek istiyorum.
Mutluluk yolculuğunun değerli yolcuları, etrafınıza ara sıra bir göz atıyor musunuz? Hep insanlar mutsuz…Asık suratlar, huzursuz insanlar, birbiriyle devamlı kavga eden insanlar…
Küfürler... Bağırmalar... Öfkenin her an taştığı bir dünya hayatı... Herkes mutsuz. Ama sizler mutsuz değilsiniz, öyle değil mi? Allahû Tealâ'nın reçetesini kullanan hiç kimse, mutsuz olmaya devam edemez. Peki ya kullanmazsa…? O zaman sorarım size, o zaman kabahat Allah'ın mı?
Hem sizlere reçeteyi vermiş. İşte demiş, bu reçeteyi kullanın. Şu anda bu yazımızı kimler okuyorsa, onlar için muhteşem bir dizayn yok mu? Mutluluğu nasıl yaşayacaksınız? Nasıl elde edeceksiniz? İşte onun standartlarını size veriyorum!
Mutluluk Reçetesini! !
Kur'ân-ı Kerim, bir mutluluk davetiyesidir.
Kur'ân-ı Kerim, bir mutluluk reçetesidir, rehberidir.
Kur'ân-ı Kerim, bir mutluluk garantisidir.
Öyleyse Kur'ân-ı Kerim, Allah'ın insanlarda en çok görmek istediği şeyi, bütün safhalarda garanti eden Allah'ın Kitab'ıdır. Mutluluk rehberi, bir öğüt...Mutluluğa açılan bir öğüt...
Mutluluk, bir uyum halidir. Sulh ve sukûn halidir. Kavganın bittiği bir ortamı ifade eder. Mutluluk, 3 âleminizde birden yaşanması lâzım gelen bir vetiredir.
1. İç dünyanızda mutlu olacaksınız.
2. Dış dünyanızda mutlu olacaksınız.
3. Allah ile olan ilişkilerinizde mutlu olacaksınız.
Hem emirler cephesinde mutlu olacaksınız, hem de nehiyler (yasaklar) cephesinde mutlu olacaksınız. Mutluluk, devamlı olmalıdır. Devamlı olmadığı taktirde mutlu değilsiniz, geçici zevkleri yaşıyorsunuzdur sadece.
Öyleyse zevkle mutluluk arasında çok büyük bir uçurum vardır. Zevk, hayatınızın belki birkaç dakikasında, belki birkaç saatinde yaşadığınız bir güzelliktir. Ama hangi olaysa sizi o zevke ulaştıran, o olay bittiği zaman zevkiniz de biter. Ondan sonra dünyanın çıplak karanlıklarına geri dönersiniz.
Ama mutluluk öyle değildir. Mutlulukta 'çıplak karanlık' diye bir şey söz konusu değildir. Gece olabilir, her taraf karanlık olabilir ama sizin öyle bir içiniz olur ki; o hep aydınlıktır, orada bir mum hep yanar, hep kalbinizi ışıtır, aydınlatır.
Mutluluk yolculuğunun muhterem yolcuları, böyle bir dizaynda mutluluğa dikkatle bakın. Mutluluk sizin içindir. Allahû Tealâ, sizi mutlu olasınız diye yarattı. O içinizdeki mumun (daha biraz açıklığa kavuşturalım) , içinizdeki güneşin hep parlaması için, hep zikir yapacaksınız.
Batmayan bir güneşin sahibi olmak mı istiyorsunuz? Daimî zikrin sahibi olmak mecburiyetindesiniz. Öyleyse sizleri şu dünya adı verilen gezegenle bütün kainata bağlayacak olan mutluluğunuz, Allah ile olan ilişkileriniz çerçevesinde 'zikir'' adı verilen bir müessese ile ihata edilmiştir, doldurulmuştur, kuşatılmıştır, kaplanmıştır.
Unutmayın! Allahû Tealâ, hepinizden sadece ve sadece sizlerin mutlu olmasını ister; saadet içinde bir dünya hayatı ve kıyâmetten sonra sonsuz bir cennet hayatı... İşte Allahû Tealâ'nın hepinizden istediği şey, sadece bu kadar. Geri kalan mı? Namazlar, oruçlar, zekatlar, haclar... vs. Hepsi mutluluğunuz için birer vasıta. Allah'ın sizden istediği yegâne şey, dört başı mamur bir mutluluğa sizi sahip kılmaktır; hepinizi hem dünya saadetinin, hem cennet saadetinin sahibi kılmaktır.
Mutluluk yolculuğunun değerli yolcuları, Allahû Tealâ'nın hepinizden istediği şey bu kadar. Sizin mutlu olmanız. Sizin mutluluğunuz Allah'ı memnun eder, Allah sizden razı olur. Mutsuzluğunuz Allah'ı memnun etmez, şeytanı memnun eder.
Öyleyse her şeyden evvel şunu yerli yerine oturtmak mecburiyetindeyiz sevgili okuyucular. Evvelâ kendi kendinize soracaksınız:
-Ben bir yaratık mıyım?
Kesin cevap:
-Yaratığız, bütün insanlar hepimiz, sadece Allah'ın bir yaratığıyız, mahlûkuyuz, o kadar. O ise Yaratıcı...
-Allahû Tealâ, bizi hanif fıtratıyla mı yarattı?
-Kesin, bütün insanları Allahû Tealâ, hanif fıtratıyla yani hanif dînini yaşayabilecek olan özelliklerle yarattı.
-Allahû Tealâ, bizden hanif dînini, Arapça adıyla İslâm dînini yaşamamızı mı istiyor?
-Kesin.
Sevgili okuyucular, böyle bir dizaynda 'mutluluk' adı verilen şu müesseseyi ait olduğu yere yerleştirelim. İnsanoğlunun bir Allah ile olan ilişkileri var, bir de başka insanlarla ilişkileri var. Allah ile ilişkileriniz, özel bir biçimde dizayn edilmiştir. Bu ilişkilerde bütün insanlar Allah'ın sevgi yelpazesi içinde bir yere sahiptir. Bu spektrumun her noktası bir insana aittir, sonsuz basamaklı bir merdiven gibi. Her an insanlar, bu merdivenin basamaklarında yer değiştirirler. Çünkü her an, herkes ya bir miktar derecat kaybeder ya da bir miktar derecat kazanır. Öyleyse muhtevayı yerli yerine oturtmak lâzımdır.
Başka insanların mutluluğu için yapılan gayretler, çalışmalar; bu da diğer insanlarla aranızdaki ilişkiyi temsil eder. Her ikisi de ayrı iki muhtevayı ifade eder. Dikkat edin, Allahû Tealâ'nın bütün emirleri sizi mutluluğa ulaştırmak içindir. Allahû Tealâ bu mutluluk kademelerini beş safhaya ayırıyor: Allah'a ulaşmayı dilemek, birinci safha. Kim Allah'a ulaşmayı dilerse o kişi mutlaka cennet saadetini hak eder.
Allah ile olan ilişkilerde unutmamanız lâzım gelen en önemli faktör, Allah'ın sizden ne istediğidir. Allah sizden sadece bir tek şey ister sevgili okuyucular, sadece bir tek şey: Sizin mutluluğunuz. Sizin sadece mutlu olmanız. Dünya saadetini yaşamanız ve cennet saadetini yaşamanız, Allahû Tealâ'nın sizden istediği yegâne şeydir. Saadeti yakalamanız, yaşamanız. Onun dışında hiçbir talebi yok. Verdiği bütün emirler sadece bu mutluluğu yaşayabilmenizi sağlamak için.
Allahû Tealâ'nın 5 safhada oluşan mutluluk reçetesi, Allah'a ulaşmayı dilemekle başlar. Sonra mürşide ulaşmakla devam eder, sonra ruhunuzun Allah'a teslimini esas alır. Sonra fizik vücudunuzun, sonra da nefsinizin Allah'a teslimini esas alır.
İşte böyle bir dizayn söz konusu. Bunların hepsi safhalardır. Her biri sizi (daha Allah'a ulaşmayı dilediğiniz an, elde ettiğiniz cennet saadetinin ötesinde) daha üstün cennet saadetlerine ulaştırmaya ve bir de yeni hedefe; adım adım dünya saadetini elde etmenize yöneliktir. Öyleyse hepiniz için söz konusu olan şey, Allah'ın sizden ne istediğini yerli yerine oturtmaktır.
İnsanlar, Allah ile olan ilişkilerinin ne manaya geldiğinin farkında değiller. Allahû Tealâ'nın onları hep zora koştuğu iddiasındalar. Allahû Tealâ onların namaz kılmasını emrediyor, Allahû Tealâ onların oruç tutmasını emrediyor, Allahû Tealâ onların Allah için birçok şey yapmasını emrediyor ve bu anlayış standardı içerisinde insanlar mutsuz.
Allahû Tealâ'yı, kendilerine gereksiz şeyler emretmekle suçluyor insanlar. Sevgili okuyucular, Allah'ın emirlerinin her zerresi, yalnız sizin mutluluğunuzu sağlamak için devreye konmuştur.
Öyleyse Allahû Tealâ Kur'ân-ı Kerim'i hepiniz için bir mutluluk davetiyesi, bir mutluluk reçetesi ve bir mutluluk garantisi olarak indirmiştir. Mutluluk ve Kur'ân-ı Kerim eş anlamlıdır. Allahû Tealâ kainatta en çok sevdiği, bütün kainatı uğruna yarattığı 'insan' adı verilen mahlûkunun, yani sizlerin sevgili okuyucular, sadece mutlu olmanızı istiyor.
Ve sizi yaratan Allah, bu mutluluğu sağlayabilecek olan bütün gerekli sistemleri size hediye etmiş: Akıl vermiş, idrak vermiş, irade vermiş, fizik vücut vermiş, nefs vermiş, ruh vermiş, bir bütüne ulaştırmış sizi. Allah'ın kâinattaki temsilcisi, Allah'ın kâinattaki vekili, Allah'ın *kâinattaki halifesi...
Mutlu olmanın bütün vasıflarına hepiniz sahipsiniz. Kim olursanız olun, nerede olursanız olun, eğer mutsuzsanız bilin ki Allah'ın mesajını anlayamamışsınız, reçeteyi tatbik edemiyorsunuz ve şeytan nefsinizi bir vasıta olarak kullanıp, sizi mutsuz ve huzursuz etmeyi başarıyor.
Her şeyden evvel Allah'ın reçetesine dikkatle bakın. Mutlu olmanızı istiyor, ibadetlerin her biri o mutluluğa ulaşmanızın birer vasıtasıdır. Bir yere gitmek istiyorsunuz, bunun için Allahû Tealâ kapınızın önüne en güzel arabayı koymuş; son model, yepyeni, benzini, her şeyi içinde, siz sadece ehliyetinizi alacak ve o arabayı kullanacaksınız.
Mutluluk yoluna, Allah'a ulaşmayı dileyerek çıkılır. Kim Allah'a ulaşmayı dilerse mutlaka o, mürşidine ulaştırılacaktır. Çünkü, bir insan Allah'a ulaşmayı dilediği an, Allah o kişinin kalbindeki bu talebi işitir, bilir ve görür.
Unutmayın 'ALLAH SİZİN İÇİN GÜÇLÜK DİLEMEZ, ALLAH SİZİN İÇİN KOLAYLIK DİLER.'
Hepiniz, bu sonsuz saadete ehil olduğunuzu, bilin istiyorum. Hepiniz böyle bir dizaynın sahibi olmaya hem lâyıksınız, hem de Allahû Tealâ sizi ona davet ediyor, hem de size bu hedefe ulaşana kadar sonsuz yardımlar yapacağına söz veriyor ve bunu garanti ediyor...
Zevkle ve gözyaşı dökerek namaz kılabilmek

namaz kılabilmek bütün müslümanların en büyük arzusudur.Fakat bunu yapabilende pek azdır.Aslında namazda huzur ve kendinden geçip, zevkle göz yaşı ile namaz kılmak müminliğinde zirve noktasıdır.Bu şekilde namazını kılanlara İslamın emretmiş olduğu diğer ibadetleri ve emirleri de ona zevkli ve kolay gelmektedir.
Ne yapmalıyız ki böyle huzur içinde namazlarımızı kılalım? Sorusunun ,cevapları çok dikkat çekici ve önemli. Şahı Nakşibendi(k.s.) hazretleri, buyurdular ki; Yenilecek bir gıda, bir yiyecek, her ne olursa olsun gaflet içinde, gadapla veya istemeyerek hazırlansa, tedarik edilse, onda hayır ve bereket yoktur.
Zira ona nefs ve şeytan karışmıştır.Böyle bir yiyeceği yiyen kimsede, mutlaka çirkin ve hoş olmayan netice meydana gelir.Gaflete dalmadan hazırlanan ve Allahü Tealayı düşünerek yenen helal ve temiz yiyeceklerden hayır meydana gelir.
İnsanın salih ameller işlemeye muvaffak olmamalarının sebebi; yemede içmede bu hususa dikkat etmediklerinden ve ihtiyatsızlıktandır.Her ne hal olursa olsun, bilhassa namazda huşu ve hudu halinde bulunmak, zevk ve gözyaşı dökerek namaz kılabilmek, helal lokma yemeye,Allahü Tealayı hatırlayarak yemeği pişirmek ve yemeği Allah(c.c.)ın huzurunda imiş gibi yemeğe bağlıdır.
Vücuduna haram lokma karışmış olan kimse,namazdan tat alamaz.
Yine Buyurdular ki; **Namaz müminin miracıdır** Buyrulan hadisi şerifte, hakiki namazın derecelerine işaret vardır.Namaza duran kimsenin ,İftitah tekbirini alırken, Allahü Tealanın azametini, yüceliğini düşünerek, hudu ve huşu halinde olmak gerek. Öyle ki; bu halini kendinden geçme haline (istiğrak) eriştirmelidir.
Bu sıfatın kemal derecesi, Rasulullahda(s.a.v.) vardı. Namazda kalp huzuru nasıl elde edilir? diye soruluncada; ***Helal lokma yemek ve yerken gaflet içinde olmamak, abdest alırken,iftitah tekbirini söylerken, tam bir agahlık, gafletten uzak olma, uyanıklık içinde bulunmakla buyurdu.
Ya Rabbi! Bizleride her zaman Helal lokma yemek, namazda huşu ve hudu halinde bulunmak, zevk ve gözyaşı dökerek namaz kılabilmek, nasip et.Şüphesiz senin her şeye gücün yeter..
Amiin.Amiiin.Amiiin
Faydalı nasihatler hepimiz için...

Kalb dünya arzularından birine bağlı kaldığı ve geçici lezzetlerden birinin
peşine takılıp gittiği müddetçe, ahireti nasıl sevebilir?
* İnsanın ilmi arttıkça, Allah’a sevgisi arttıkça, nefsinden soğumaya,
nefret etmeye başlar. Bu hâle kavuşmak, Allahü teâlânın lütuf ve ihsanıdır.
O kulunu sevdiğinin alametidir.
* Dünyada asıl marifet, çok para kazanmak değil, çok sevap kazanmaktır.
* Dertlerinizi kullara değil, Allahü teâlâya arz edin. İstisnalar hariç,
dert ve belanın tamamının kendi kusur ve kabahatlerimizden dolayı olduğunu
unutmayalım.
* Yumuşak ve mülayim olan kazanır.
* Size dininizi imanınızı öğreten ana babanız sizden razı olmadıkça Allahü
teâlânın sevgili kulu olamazsınız. İhsana kavuşma sebebi anne baba duasıdır.
* Çölde kalmış insanın suya hasreti gibi, herkesten dua almaya bakın. Üç
kişinin duası kabul olur red olunmaz: 1)Anne babanın 2) Misafirin 3) Mazlum
olanların.
* İlk imanımızı anamızdan, babamızdan öğrendik. Onlar ilk mürşidimizdir.
Onun için ana baba hakkı çok büyüktür. Bu yüzden, din düşmanları; İslam’ı
kökünden kazımak için aile yuvasını yıkmak lazım diyorlar.
* Çocuklarımıza çok ihtimam göstermeli. Kur’an-ı kerim okumalarına, ehl-i
sünnet itikadını ve ilmihal bilgilerini öğrenmelerine, ehl-i sünnet
âlimlerini tanımalarına ve sevmelerine çok ehemmiyet vermeli.
* Düşmanını tanımayan dostunu bulamaz.
* Ehl-i sünnet itikadından bir mesele öğretmek onlarca nafile hacdan daha
sevaptır.
* Bir talebe, dinini öğrenmeye ve dine hizmet etmeye, müslümanlara ve
insanlara faydalı olmaya niyet ederse, bu niyetle okursa, her nefesi zikir
olur.
* Edebe riayet etmeyen hiç kimse, Allahü teâlâya kavuşamaz, yani veli
olamaz. Din büyüklerinin yolu baştan sona edeptir. Namazın sünnet ve
edeplerinden birini gözetmek ve tenzihi bir mekruhtan sakınmak; zikir,
fikirden (tefekkürden) üstündür.
* İslamiyet bir ağaç gibidir. Kökü iman, gövdesi ibadet, meyvesi ihlas.
* Dinimizin 4 kelimeyle özeti: İnanmak, muhabbet, yapmak, sakınmak.
* Tatlı dilli, güler yüzlü olun. Hiç kimseyle münakaşa etmeyin. Bölünmeyin,
tefrikaya düşmeyin. Tefrika fitnedir, sakın düşmeyin
Sevgi'ye dair...

SEVGİ.
insanı insan eden sevgidir,dostluktur,
bu yolun sonu inan ki mutluluktur,
sevgi üstüne kurmuş evreni YARATAN,
süslemiş dünyayı ,maviden yeşilden ,beyazdan,
insan,dünya,tabiat,kuş,kainat,
sevgiyle güzeldir,düşmanlığa inat..
dostluk,kardeslik varmış?işte odur sanat,
bununla bulur insan,huzur,güven ve hayat..
MEVLANA,YUNUS,HACİ BAYRAM-I VELİ,
sevginin,kardesliğin en coskulu seli,
ALLAH'ın iradesi kalu-bela'dan beri,
muhabbettir,aşktır insanlığnı eseri..
dostum,kardesim diye sarılalım hep biz,
olsa da farklı tenimiz,dilimiz,rengimiz,
olamayız,EY GÜZEL DUYGU,olamayız sensiz,
SEVGİ,GÜZEL DUYGU ,OLAMAYIZ SENSİZ.
Sevilmek,insanların ruhunu nakış-nakış dokuma sanatıdır..
Allah bir insana bu hali nasıp etmediği zaman ,insanın kendini sevdirmek
üzere yaptığı bütün davranışlar riyadan öteye geçemez...
Bu sebeple sevilme arzusunu taşıyan bir insan ,evvela muhatabına karşı
muamelelerinde Rabbinin emrettiği ölçüler içerisinde samimi olmalıdır...
Bu samimiyet de evvela kendi hayatında samimi olmaktan geçer..
Eğer kşi,insanlara karşı olduğu gibi görünemiyor ve sun'i davranışlarla
kendisini ön plana çıkarmak gayreti içine giriyorsa evvela bu haştalığını
yenmek zorundadır...
Çünkü,insanlar mert,dürüst,ve ihlas sahibi kişilere daha çabuk
bağlanırlar...
Asıl olan karşımızdaki insanı anlamamız,yüreğimizin onun yüreği ile beraber
çarpmasıdır...
Cenab-i Hak kullarına birbirirlerine sevdirendır,ve insanların cesedleri
fani olsa dahi hatiraları kıyamete kadar yaşar..
Allah onları insanlara sevdirir ve unutturmaz..
Zira Cenab-i Hak Ayet-i kerimede..
"İman edip de salih amellere bulunanlara gelince,onlar için çok merhametli
olan ALLAH, gönüllerde bir sevgi yaratacaktır..(Meryem ,96) buyurmuştur..
SEVGİ
Ben ,
Sen,
O
İdik
Sevgisizken...
Sevgiyle
Biz olduk..
Allah'ım !
Kul olduk
Kardeşleştik..
Hamdolsun..
Geçtik
Dünya bağlarından
Gönül verdik
Yaratan'a
Ruhlaştık
Hamdolsun...
Dağ taş
Ova deniz
Kuru ve yaş
Herşeyle dost arkadaş
Sarmaş dolaş
Kaynaştık
Aileştik
Hamdolsun...Hamdolsun..
Bizim dinimiz sevgi dinidir..insanların birbirine duyduğu sevgi ve
samimiyet,bir taraftan onları güzelleştirip olgunlasırken,bir taraftan da
toplumda nice güzel gelişmelerin anahtarı olur...
insanı bağlar pekişir,toplumun çeşitli kesimlerin arasında diyalog kapıları
açılır...
Sevgi ve samimiyet öylesine güçlü bir barış ve huzur kaynağıdır ki,yaygın
olduğu toplumlarda çoğu sıkıntılar kendiliğinden yok olur...
Sevgiyi bu kadar sihirli yapan şey,onun kalbe inşirah denilen ferahlık ve iç
huzurunu getirmesidir...Sevgi mü'min için bir okyanus gibidir...oradan
herkes nasibi kadarını alır..
Hüner,daha çok almaya,her an almaya,böylece sevgi hazinesini çoğaltmaya
gayret etmektir...
ELBETTE BUNU YAPABİLMEK İRADE VE AZİM İŞİDİR..
Çünkü,varlıklara sevginin temeli Muhabetullah,yani Allah'a olan sevgidir..
Şüphesiz mü'!minler bilgileri ve nasipleri nisbetinde Allah'ı severler...
İnsanların her vesileyle sevgiden söz ettiği ama hiç bir devirde görülmediği
kadar bundan mahrum kaldığı bu çağda,bizler sevgi tohumları saçmayı,en
önemli vazifelerimizden biri olarak görmek zorundayız...
sevgi ile kalın
Gül 
Rabbim Işık Ver

Ey Rabbim!
Yakub’un Yusuf’a olan özlemi gibi,
Suyun toprağı, ırmağın denizi,
Tohumun toprağı, bebeğin annesini,
Aradığı gibi senin aşkını arıyoruz,
Işık ver gönlümüze, kurtuluş bekliyoruz.
Ey Rabbim!
Biliriz ki, Senin yolun gayrisi bomboş,
Cennet; nefsin sevmediği ile kuşatılmış,
Şüphesiz ki, nefs kötülüğü emredermiş,
Tapduk Emre’nin yüreğindeki aşk gibi,
Işık ver gönlümüze, kurtuluş bekliyoruz
Ey Rabbim!
Yeryüzüne bizi halife kıldın, beceremedik.
Üveys gibi, yalın ayak yolunda yürümedik,
Sana olan İlahi aşkımızı gösteremedik,
Bizlere acı, bizleri affeyle, bizleri bağışla,
Işık ver gönlümüze, kurtuluş bekliyoruz.
Ey Rabbim! .
Ebu Bekir’in aşkının binde biri bize yeter,
Biliyoruz ki; Senden gelen hep sana gider.
Sana tabii olmayan, benlikler elbet biter,
Senden yardım diliyoruz, bizleri affeyle.
Işık ver gönlümüze, kurtuluş bekliyoruz
Vefa,ızdırap yangınına düşen rahmet..Mecnun misali Leyla'dan geçip Mevla'ya hicret...
Hatırlar mısın,neydi vefa?
Ezelde verilen söze,Haşr'e kadar sadakat miydi?
Karasevdalı birinin,kar ve boranın kucağında yüreğiyle ısıttığı bir kardelen mi?
Kupkuru çölleri cennete çeviren Gül'e sevdalı olmak mı?
Dikenlerin batmasına aldırmadan,güle vuslat arzusuyla kanayan bülbül bilir vefayı.
Nuruna hasret olduğu Mübarek Yüz'e bir zarar gelmesin diye bütün hünerimi ortaya koyan mağaradaki örümcek bilir vefayı.
Vuslat kokulu uykusuz gecelerde Yar arzusunun adıdır vefa.
Sevda bülbülünün kanı damlayınca karanlık bir geceye,vefa nağme kesilip çınlar seherler boyunca
.Belki de bir daha açılmayacak olan dost kapısını terk etmeyişin sırrına ermektir vefa...
Vefasız gülüşler serpildi kanayan yaralara...Vefanın bahtına vuslat yerine gurbetler düştü.
Beklentisiz sevmeler maziye karıştı,yapılanlar karşılık bekliyor artık.
Yıldızların sızısı her gece biraz daha artıyor Samanyolu'nda.
şimdi geceler vefasızlıkla bölünmede...
Ayın on dördünde sema,şimdilerin vefasız dostlarına nazar edip ağlamakta.
Hatırladın mı,neydi vefa?
Vefa, bahta düşen cefa da olsa,safa libası giymektir.
|